Sağlık

sedef hastaları ne zaman romatoloji bölümüne yönlendirilmeli?

sedef-hastalari-ne-zaman-romatoloji-bolumune-yonlendirilmeli
Made in ANKARA

Doç. Dr. Kalyoncu: “40 yaşın altında, sabahları yataktan bel ağrısı ile uyanan, gün içerisinde ağrısı hareketle azalan ve sinsi başlangıçlı ağrısı olan sedef hastaları mutlaka romatoloji uzmanlarına yönlendirilmeli.”

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Umut Kalyoncu, 23. Prof. Dr. Lütfü Tat Sempozyumu’nda “Psoriasis mi Psoriatik Artrit mi?” başlıklı oturumda romatoloji ve dermatoloji alanlarının bu iki hastalığın tedavisinde hangi durumlarda birlikte çalışılması gerektiği konusunda bilgilendirmelerde bulundu.

Bu üç hasta grubuna dikkat!

Öncelikli olarak bel ağrısı yaşayan psoriasis hastaları ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Kalyoncu,

“40 yaşın altında, ağrısının ne zaman başladığından emin olmayan ve ağrısı yavaş ilerleyen psoriasis hastaları mutlaka romatologlara yönlendirilmeli. Ani başlayan bel ağrısı bu gruba genelde girmemektedir. Sabah yataktan kalktığında ağrının şiddetli olduğu, gün içinde ise ağrının azaldığı hastalar bu gruptadır.” bilgisini verdi.

Bir diğer hasta grubunun ise sabah kalktığında topuğunun üzerine bastığı anda ağrı hisseden hastalar olduğunu ifade eden Kalyoncu, “Üçüncü hasta grubu ise eklem şişliği olan hastalar. Bu hastalar romatologlara yönlendirildiğinde etkin tedaviye ulaşabilir.” şeklinde konuştu.

“Üç büyük il dışında romatolog sayısı az”

Türkiye’deki romatoloji uzmanı sayısının üç büyük il dışında yeterli olmadığını dile getiren Kalyoncu, “Romatolog sayısının az olmasının yanı sıra dermatoloji kliniklerinden romatoloji kliniklerine hasta sevkinin az olması da bu belirtileri gösteren hastaları değerlendirebilmemizin önünde bir engel. Bu durum sadece ülkemiz için değil, dünyanın gelişmiş ülkelerinde de benzer sorunlar vardır. En erken ve etkin sevk sisteminin nasıl oluşturulması gerektiği üzerinde önemle durulmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Psoriasis ile bağlantılı bazı hastalıklara da dikkat çeken Kalyoncu; “Obezite, hipertansiyon, diyabet, metabolik sendrom ve karaciğer hastalıkları psoriasis değerlendirilirken dikkate alınması gereken komorbid durumlardır. Kardiyovasküler hastalıkları kolaylaştıran bu hastalıklar ile psoriasis ve psöriatik artrit sıklıkla birliktelik göstermektedir, bu açıdan klinisyenlerin uyanık olmaları gerekmektedir.” dedi.

Tedavide iki yol var!

Psöriatik artrit tedavisinde öncelikli olarak klasik hastalık düzenleyici tedavilerin uygulandığını ifade eden Kalyoncu, “Klasik tedavi dediğimiz tedavi öncelikli olarak metotreksat, sülfasalazin ve leflunomid tedavilerinden oluşuyor. Bu tedavileri kullanmalarına rağmen eklem şikâyeti devam eden veya deri bulguları aktif olan hastalar için ise son 15 yıldır hayatımıza giren biyolojik tedaviler uygulanıyor.” dedi.

Biyolojik tedavilerin de genel olarak iki gruba ayrıldığını söyleyen Kalyoncu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biyolojik tedavileri de tümör nekrozis faktör (TNF) blokerleri ve interlökin (IL) blokajı olmak üzere ikiye ayırabiliriz. IL blokerleri daha çok dermatoloji uzmanlarınca kullanılırken, romatolojide ise yer yer kullanılabiliyor. Türkiye’de şu anda onaylı beş TNF blokeri var ve her biri hem psoriasis hem de psöriyatik artritte etkin bir şekilde uygulanıyor. Ancak, bu ilaçların da başta enfeksiyon riskinde artış gibi istenmeyen yan etkileri olabiliyor, o nedenle konvansiyonel tedavilerin bir veya birkaçını kullanmamıza rağmen yetersiz yanıt alınan hastalarda tercih ediyoruz.”

Psoriasis ve psöriatik artrit tedavisinde kullanılan IL bloke edici ilaçların detayları ile ilgili bilgi veren Kalyoncu,

“Bu tedaviler IL-17 blokeri ve IL-12/23 blokeri ilaçlardan oluşuyor. Psoriasis hastalarında IL-12/23 blokerleri Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) geri ödeme kapsamında, IL-17 blokerleri de SGK’nın onay sürecinde ve onay sonrası kullanılabilecek tedavi seçenekleridir.
Sonuçta, psoriasis ve psöriatik artrit yıllar içerisinde hastalarımızın yaşam kalitesinde anlamlı düzeyde azalmalara neden olmaktadır. Bu birbirine bağlı iki hastalığın tedavisinde son yıllarda elde edilen başarıları hastalarımızla paylaşmak istiyoruz. Görünüşe göre önümüzdeki en önemli engel, dermatoloji-romatoloji kliniklerinin ülkemizin her yerinde ortak aklı oluşturamamasıdır. Prof. Dr. Lütfü Tat Sempozyumu ve benzeri toplantılar bu açıdan bir fırsattır.” dedi.

KAYNAK: MEDİMAGAZİN

Hava Durumu

Yandex.Hava Durumu